Uzun zaman oldu kendimi dinlemeyeli. Kapımı da kapadım, kaygılarım örümcek ağı bağlasın. Ben bu diyarlardan gideli çok oldu dememe kalmadan başladı yol çalışması. Nasıl bir burgu sesi, bir yağmur…. sağanak ki sorma gitsin.Sokaklar ıslandıkça, kış geldikçe içime de kış geldi.Üstüme biri bu yağmurda su boşalttı, sevgilimin elinde şemsiyesi vardı beni koruyamadı, ben ıslandım, sevgilim eğlendi, başkalarıyla eğlendi, ben onunla eğlenmek isterken o benden vazgeçti ve başkalarıyla eğlendi…uzaktı, gel demedi,olsun canım sen yeter ki gel… demesini çok bekledi çocuk gülüşlerim….ah şu benim iyelik eklerimmmm…. hiç üzülmedi, ben ağladım, o bunu hiç bilmedi. yarın doğum günü de değil aslında….unutuşumun ilk günü…Bu sabah hiç dilemedim onu aramayı…artık sıyrıldım ki elim kalem tuttu….bir anı, bir hediye, bir veda sahnesi gerekti yıllara sürülen gençlik hayallerime…otuzlu yaşımın son senesinde, 40 yaşa merhaba demek için 3 yıl diri diri yaşattığım her bir huzur hücremi bir kalemde gömeceğim geçmişin kahkahalı, sancılı sayfalarına…hiç yakışmadı aslında özlemlerime… ve artık beklemekten vazgeçeceğim seni. acaba onu içimde kim öldürdü mü demeyi de bırakacağım… seni de suçlamayacağım…. Ömrümün kışı, ruhumun ilkbaharı, aşkımın derinliği,sorumluluklarımın bilinci derken kırklara karışmak üzereyim. Annelik düşlerimi havalandırıyorum. Bu aralar biraz rutubet kokmuşlar. Dizilere merak salmam damar yaşımın 52 olmasındandır dedi kalp hastası bir dost… Gördüğüm her bebekte « bu hediyeyi ben de istiyorum » derken arada hat karışıyor, Allah’a noel babaya seslenir gibi sesleniyorum. Utanmazsam eve şömine yaptıracağım, bacadan belki çorap içinde bebek düşer diye.Üstelik ben çorap giymeyi sevmezken,üstelik aralıklara çok varken, üstelik ev benim değilken, üstelik annemlerde şömine olmasına rağmen tüterken, uzun zamandır ateş yakmamışken,karalıyken yaralıyken sancılıyken….ekimlere karışmak üzereyken… bebek…noel baba…çorap…ev…annem….horladığı için sevgilisiyle uyumaya tövbeli bir sevgili gibi ondan da horultulu sevgiliye sitem eden her erkek gibi….üstelik birlikte yaşlanmayı denemiş gibi…en çok da sevildiğini sanmış ve asla vazgeçmezmiş gibi…hani ağlamayacağım demiş içim…duymamışım gibi… yaşlanmayı ıslanmak, ağlamaktan rutubet kokmak saymışken….ah beklemeler, vah uykular, vah uykulu gülüşler, ne çok sevdim demeler…ah ..ah..ah..içime sinen is kokusu… oysa sen… oysa ben… hele bir de… bak hele…. Oysa ben ömrümün en sancılı günlerinde yok olabilmeyi öğrenmiştim seninle… Şimdi bunları içimdeki boşluğa yazıyorum ve sen ey yolu benim düş bahçeme düşen yabancı, dost, sevgili, tanıdık, biri, hiçbiri, hepsi kimi….. yazıyorum ya uzun zamandır susayıp da su içemeyi ertelemek gibi. Karşımda 22 yaşımın düşleri sınav veriyor büyüme sancılarımda… ben de ömrümün sınavını geçmiş düşlerimden düşerek veriyorum. Kalp ağrım geçti, üzülüyorum. düşlerimden vazgeçmeyi erteliyorum, derdim… düşlerime ulaşmanın imkansızlığını dinliyorum, derdim… mucizelerin varlığını görmekti derdim… Dedim ….sustu…sustum…öldü….ben yeniden doğdum…. ve hayatı sağanak yağmurda kapanan mazgalların bir kıyısından sürüklenmeye direnen sonbahar yaprakları yumağı olduğumu hayal ediyorum şimdi…bu kadar uzun cümle de nereden çıktı ki.. Mazgal açılsa içeri düşeceğim, tutunamasam yollara savrulacağım. Mazgaldan içeri düşsem kendimi kumbaraya atılmış mı sanacağım ?O zaman kimden alacaklıyım ? (Sunay Akın-ALACAK şiirine selam olsun….) Dedim…sustu…sustum…öldü…Ben yeniden doğdum.
Kategori:
Şiirler