AAAAAA…….Ayrılıklar, kandırmalar, nişan, düğün, cenaze…Hepsi 48 saate sığınca geceler ağlamak, gündüzler sevinmek için ayrıldı…Herkes bir yana savruldu… Bir uçurtma geçti gökkuşağı gibi; ama beyaz….çocukluk gözkapağına takıldı… Başkalarının zihninde yaşama çabaları biraz da sonuçsuz kalınca, kendinden de vazgeçme kıyısında, aklım bana dar; ben uçuruma bir adım yakınlıkta… sürükleniyorum.Bu aralar bu kelimeyi de pek mi kullanıyorum?…Ülkem karanlığa sürüklenmiş, ben de sürüklensem çok mu? Bu topraklarda gencecik çocuklar sürüklenmiyor mu?….Ekmeğimi kazandığım, evim bildiğim sokaklarda ürküntü dolaşıyor… Yazık…çok yazık… İç çekişler… Sözcüklerin anlamsızlaştığı ah sesleri… Hiç de umutsuz değilken hem de… Her şey çok güzel olacak derken hem de… Bir çıkış var; ama karanlıkta yürümek çok zor derken de… yine ah, vay, eyvah denesi zamanlar…. Dostlarım da sürükleniyor, o zaman daha çok içim kelebekleniyor. Bu aşk kelebeklenmesi değil, hububat kelebeklenmesi. Uzun süre açılmayan bir erzak cekmecesi sanki aklım mı, kalbim mi?…. VAzgeçtiklerim bensem, ben neredeyim? GECENİN ALACASInda telefonu ilk kez korkmadan açan ben, -elinde silah olsa ne yapardı acabasında- bir dostla sabahladım. Kuzusu, içeride uyudu. Ben dostumun tükenişini söndürme telaşesindeydim. Yangın, yangın ,yangın yeriydi her söz. Unutulmuş bir sözcük kaldı -gençlik hayalleri- içime oturdu. Kim neyi hak etti, kim kimin ödülü, kim kimin köprüsü… Kim kime ilaç olur, kim kimi kurtarır boşluktaki salıncağa takılan uçurtmayken… kağıt var, say beni. Kağıt var, kes beni… Kağıt var, ekle birbirine, uçurtma yap benden ki çok yüzeyselim, eğrileyim, büküleyim,inadım dinsin… Uçuş uçuş uçayım, süzüleyim, kimselerin de dikkatini çekmeyeyim. Yalnız çocukluğunu özleyenler görsün beni, ben içimdeki çocuğa- güle güle git-diyeyim… Ben uçurtma… Olumsuzluk eki gibi gözükse de kuyruğum, sen ona bakma… uçurt beni ..uçurt…aklın kalmasın… Rüzgarla, yağmurla, ıslıkla, sesle bile düşerim uçurumdan… Bir el uzansa, düşmekten kurtarsa, kendi de suskunsa, sessizlikte boğulmadan ağlasa.. kurtuluş caddesi, karanlıkta hangi caddeyle kesişir….aynı isimle sınananlar bilirler mi boşluktaki salıncağı….ruh niçin büyümez de takılır kalır, şeytan uçurtması eskimiş bir çamaşır ipine dolanır… birinin hoyratlığı değil de hayat ona takılır… asılı kalır şeytan uçurtması…. Bu kadar kafiyeli sözlerle de iç bayılır… akıl mı kaldı…akılda uçuşan sözler de şeytan uçurtması…..öylece süzülürken, sırtına sivrisinekler binip de gezer…Uçurtma..sadece uçurtma… Ey dost….sen acınla çırpınırken, kanatların yangın yeriyken bilmez misin ki ben dostluğunla gurur duyarım… Onca insan varken benim kapımı aralamışsın…Acımızı güç etmeye ant içmişken…. Hepsi geçecek derken bile ağzımızdan kan geliyor… Korkma ben varım demeye dilim varmıyor… Ah elimde bir ayna olsa, içinin güzelliğini göstersem… Ah elimde bir elek olsa, dertlerini süzgeçten geçirsem… Ah içimde yangın yeri…dumdumadum davullar çalar…. Günlerdir uyu nedir bilmeyen gözlerinde kırmızı uyku perisi… Bebekler gibi uyu…unutmak için uyu….uyu da büyütme acılarını… Uçsun rüyalarındaki şeytan uçurtması…
Kategori:
Şiirler