Çocukluğumda çok büyük bir sığınaktı babaannem. özgürlük kapısıydı. zincirleri kırmaktı. el üstünde tutulmaktı. Uzun yolculuklardı. çok sevdiğim için her akşam içilen mercimek çorbasıydı. özel dikilmiş yastıktı, her yere onunla gidilen. bir torbaya doldurulmuş düşlerdi. her karşılaşmada çocukluğumu hatırlatan “kararını verdun mi?” cümlesi babaannem ve dedem demekti. izmir demekti. annemin gençliği demekti, gencecikliği, hoyratça sömürülmüş ilk gençlik düşleri demekti. ertelenmiş perdeler, ertelenmiş hayatlardı. kucağa alınamamış çocukluk düşleriydi iş yapmaktan yorgun düşse de yürek, anneyle, dedeyle oyun oynanan saatlerdi öğrenilen Lazcaydı bozulmaması gereken Türkçeydi. yatak altındaki paraydı. birlikte yenen terayağda kızdırılmış baldı. koca bir ekmek tenceresiydi. çok özlerken, severken kızmak da nereden çıktı şimdi. Camdan kemikleri kırılmasın diye yıkarken düşme telaşında gülmelermiz de geçti zihnimden. pamuk saçlarını tararken canın yanmasın diye, dökülen saçlar sırtına girmesin diye toplamalar da geçti zihnimden. uyduruk bir lastiği kaybettiğinde buldum kendimi, çaput da olsa malımın kıymetliğinin senden gelmişliğini…. ey inatçı gen, nereden geldiğin bunca belliyken giderken kırıkları alınmış düşleri de peşinden mi götürdün? üzülürken, acıyan yürekler mi bıraktın? ömür; tanımadan yaşamak değildi, yatmak; yaşamak değildi, oysa veda ederken gözünle tanısaydın keşke gidişini… çocukluğum kefenin cebinde sanki… yüzüm gözüm et kokuyor, gözlerimden yaşam fışkırıyor, üç yaşındayım… kemikli bir etle başa çıkma sevdasındayım. dedem beni seyrediyor, gülerek, her yanım haşlama et kokerken, örtümle banyoya taşıyorlar, yıkıyorlar. şimdilerde yine yüzümde gülümseme…. düşlerim kurban edilmiş, çocukluğum kurban kavurması. şimdilerde içim yanar, yanar…. çocuk aklı havız ister, deniz ister; dede talaş deposundan bir havuz yapar…. Babaanne soğukkuyunun soğuk suyunda hastalanan beni pamuklara sarar… Aklım İzmir’de… İzmir… ortası yenmiş bir bayram baklavasıydı İzmir, yatak altında saklanan, bir eniştenin secdesinde yağmalanan, bulunduğunda babaannem telaşlı, bizde çocuk kahkahası….. komiklikler, gülüşler, merdiven sesleri, fötr şapkalı ağzına küfür yakışan bir dede… “Makedonyalılar”…derken ne demek isterdi acaba dede, arada bunu defalarca seslendirdiğinde…. yine çocuk gülüşleri…mizah duygusu belli ki dedenin geninde,mizah papulinin dilinde, babaannemin yerinde durmaz panikliğinde……. telaşlı bir babaanne.. bir bayram sabahı mutfaktan gelen seste…..wuuu ekmek bitti…. benim babaannem annemle de adaş… Benim babaannem karşıdan karşıya geçerken de hep telaş… Öldü dediler, içim acıdı arkadaş…. benim babaannem okuma bilmez ama bilirim, gidemediği her yere esas şimdi gider. Munzchaşi Emine, izmir’in güzel kızı, izmirin ölüm kokan mezarlık sokağı izmirin yıkanan balkonları arı peteği katılan kovanları talaş kokusu… velinin kızı Emine, doğduğun toplakları özer misin? Sayıkladığın İzmirdeki evinde ruhunla üşümeden gezer misin? çocukluğum kefeninin mezarında mı geceleri babaannem ışıksızlıktan korkar mı????
Kategori:
Masallar